Every morning the maple leaves.
Richard Siken/Litany in Which Certain Things Are Crossed Out
Kavafis/They Should Have Provided
I have almost been reduced to a homeless pauper.
This fatal city, Antioch,has consumed all my money;
this fatal city with its expensive life.
But I am young and in excellent health.
My command of Greek is superb
(I know all there is about Aristotle, Plato;
orators, poets, you name it.)
I have an idea of military affairs,
and have friends among the mercenary chiefs.
I am on the inside of administrati on as well.
Last year I spent six months in Alexandria;
I have some knowledge (and this is useful) of affairs there:
intentions of the Malefactor, and villainies, et cetera.
Therefore I believe that I am fully
qualified to serve this country,
my beloved homeland Syria.
In whatever capacity they place me I shall strive
to be useful to the country. This is my intent.
Then again, if they thwart me with their methods —
we know those able people: need we talk about it now?
if they thwart me, I am not to blame.
First, I shall apply to Zabinas,
and if this moron does not appreciate me,
I shall go to his rival Grypos.
And if this idiot does not hire me,
I shall go straight to Hyrcanos.
One of the three will want me however.
And my conscience is not troubled
about not worrying about my choice.
All three harm Syria equally.
But, a ruined man, why is it my fault.
Wretched man, I am trying to make ends meet.
The almighty gods should have provided
and created a fourth, good man.
Gladly would I have joined him.
Kavafis/In 200 B.C.
“Alexander, son of Philip, and the Greeks except the Lacedaimonians...” We can very well imagine how completely indifferent the Spartans would have been to this inscription. “Except the Lacedaimonians”— naturally. The Spartans weren’t to be led and ordered around like precious servants. Besides, a pan-Hellenic expedition without a Spartan king in command was not to be taken very seriously. Of course, then, “except the Lacedaimonians.” That’s certainly one point of view. Quite understandable. So, “except the Lacedaimonians” at Granikos, then at Issus, then in the decisive battle where the terrible army the Persians mustered at Arbela was wiped out: it set out for victory from Arbela, and was wiped out. And from this marvelous pan-Hellenic expedition, triumphant, brilliant in every way, celebrated on all sides, glorified as no other has ever been glorified, incomparable, we emerged: the great new Hellenic world. We the Alexandrians, the Antiochians, the Selefkians, and the countless other Greeks of Egypt and Syria, and those in Media, and Persia, and all the rest: with our far-flung supremacy, our flexible policy of judicious integration, and our Common Greek Language which we carried as far as Bactria, as far as the Indians. Talk about Lacedaimonians after that!
Erlend Loe/Doppler
dün bütün gün ufaklıkla çadırda uzanıp havadan sudan konuştuk. ona su verdim, taze dallar koparıp getirdim; ben de ateşin korları arasında büyük et parçaları pişirip yedim. kürkünü tarağımla tımarlarken, insanların binlerce yıldır eğlence olsun diye değil, hayati bir ihtiyaçtan dolayı geyik avladığını anlattım ona, pedagojik bir biçimde. hayvan topluluklarının sınırsızca büyümesi felaketlere yol açar, dedim; ne dediğimi ben de pek bilmiyordum, buna benzer bir şeyi ya bir yerlerden duymuştum ya da bir yerde okumuştum, o yüzden böyle söyleyiverdim. geyikler çoğaldığında, hem fiziksel hem de zihinsel hastalıklar yayılır, dedim, sonunda ormanda keyifsiz bir ortam oluşur. gözünde bir canlandır bakalım, dedim yavruya. artık bir adı olmalı, ona bir isim bulmalıyım ama bir gözünde canlandır bakalım, dedim: salgın hastalıktan mustarip, ruh sağlıkları bozuk bir sürü geyik yiyecek için dövüşüyor, böğürerek sağa sola saldırıyor, ormanın tüm yasalarını ve geyiklerin etik kurallarını ayaklar altına alıyor. böyle olmasını kimse istemez. bu yüzden benim atalarım geyik avladılar, bu yüzden bizler bugün geyik avlıyoruz, dedim. bugün yaşamak için geyik etine ve derisine ihtiyacımız yok ama -burada sesimi alçalttım- yine de avlanıyoruz. ormana dalıp geyik avlamanın hoş bir şey olduğunu düşünüyoruz. avcıların arasında sıkı bir yoldaşlık var, anladığım kadarıyla, dedim, bir tür alışkanlık olmuş. eski alışkanlıklardan dolayı bunu yapıyoruz. ayrıca, daha önce de belirttiğim gibi, hayvan sürüsünün çok büyümesini engelliyoruz. işte böyle. ancak ben anneni eski bir alışkanlıktan dolayı öldürmüş değilim. ihtiyaçtan öldürdüm. günlerdir hiçbir şey yememiştim. yabanmersini mevsimi bittiğinden bu yana karnımı doğru dürüst doyuramamıştım. o işi bıçakla yaptığım için de özür dilerim, dedim. bu kadar haşinlik lüzumsuzdu ama tüfeğim yok, zaten kullanmasını da bilmiyorum. beni suçlayacak olursan, benimle ilişkinde, birtakım noktalarda duygusal bakımdan zorlanırsan, bunu anlarım. olabilir. bu duygulara kendin kulak vereceksin ve nerede gerekli görüyorsan oraya bir sınır koyacaksın. ama şunu bilmeni istiyorum ki, bu zor zamanlarda sana destek olmaya hazırım, dedim, hem -kısa bir moladan sonra devam ettim- annen bir süre sonra aranızdaki bağı merhametsizce kesecekti. seni kendinden uzaklaştıracak ve çekip gitmeni isteyecekti. çünkü geyikler böyledir. çok iyiymiş gibi görünür, sonra da çocuklarınıza bok gibi davranırsınız. çok hayvansınız. çocuğu doğurup, emzirip biraz da yol gösterdiniz mi, tamam; onlar tam kendilerini güvende ve tehlikeden uzak hissettiklerinde de başınızdan atıverin. annen kısa bir süre sonra, hatta belki de gelecek hafta sen kendi yoluna, ben kendi yoluma, diye başlayacaktı; o gün senin için acı bir gün olacaktı, pek çok geyiğin asla üstesinden gelemediği bir gün, ama ben anneni öldürdüğüm için şimdi bunları yaşamaktan kurtuldun; bunun yerine onu, çatallı diliyle değil, her zaman arkanda olan ve manasızca, birdenbire senden koparılıp alınan biri olarak hatırlayacaksın, dedim tüylerini tararken.
teşekkürler sevgili bardaki tatlı kadın. ben de kıkırdayarak güldüm seriyi okurken.
Publius Cornelius Rufinus
Gaius Fabricius Luscinus
m. ö. 282-278 arasında konsülmüş roma'da. heraclea savaşı'nda roma pyrrhus'a yenildikten sonra savaş esirlerini serbest bırakması için pyrrhus'la pazarlığa girişmiş, rüşvet almaya ikna edilememesinden etkilenen pyrrhus da tüm esirleri fidyesiz serbest bırakmış. dante de araf'ta yirminci kanto'da şöyle bahsediyor kendisinden:
"daha sonra kulağıma şu ses geldi:
'ey yiğit fabrizio, yoksul ama erdemli
olmayı yeğledin haram varsıllığa.'"
m. ö. 277'de konsül seçimlerinde diğer adayın yetersiz olduğunu düşünüp hasmı olmasına rağmen publius cornelius rufinus'u desteklemiş. iki yıl sonra, 275'te censor olmuş ve rufinus'u lüks yasağını çiğnediği için senatodan atmış. (10 librae'den ağır gümüş kaplaması mı ne varmış.)
öldüğünde parası olmadığından defnini devlet karşılamış.














